Ana sayfa Manşet Ucuz yağları ya parafinle yapıyorlar ya da içinde keton var

Ucuz yağları ya parafinle yapıyorlar ya da içinde keton var

89
16
PAYLAŞ

Art de Huile markasının yaratıcısı ve sahibi Eczacı Hülya Kayhan ile uçucu yağları konuştuk ve gerçek yağların neden bu kadar pahalı olduğunu da öğrendik.

Son zamanlarda özellikle sosyal medyada yağlar ve faydaları hakkında çok fazla şey duyuyoruz. Peki, gerçekten faydalı mı bu yağlar ya da daha doğru bir söylemle; bu yağlar ne zaman ve nasıl fayda sağlar. İşte bu sorunu cevabını kendini aramoterapiye adamış, bu konuda kendi markasını yaratmış olan Uzm. Ecz. Hülya Kayhan’dan aldık. Tabii söyleşimiz sadece bu sorunun yanıtıyla kalmadı. Adeta bu konuda ufkumuz açıldı. İşte o söyleşiden satırlarımıza yansıyanlar.

İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun olduktan sonra farmasötik teknoloji alanında yüksek lisans yapmak üzere Londra’ya gitmişsiniz. Bu yolculuğu kısaca sizden dinleyebilir miyiz?

Evet. Londra King Collage’da fatmasötik teknoloji yüksek lisansı yaptım. Tıp camiasında Harvard gibidir Londra King Collage. Yani çok önemlidir. Eczacılıkta da bu geçerlidir. Hakikaten çok da zordur girmek.

Niye farmasötik teknoloji?

Çünkü hep sanayide çalışmak istedim. Eczacı olup eczane içinde, dört duvar arasında kalmak istemedim. En büyük arzum; hazırlayan, üreten, formülasyon yapan kısımda olmaktı. Farmasötik teknoloji de tam olarak bu demek. Ürünleri formüle etmek, formüle edilen ürünleri analiz etmek demek. Yüksek lisansımı tamamladıktan sonra İngiltere’de bir ilaç firmasında çalışmaya başladım. İlaç firmasında çalışırken, bir hekim arkadaşımın İngiltere’de kendi kliniği vardı. O da, ben de Türkiye’den gelmiş, İngiltere’de kendi alanlarında denkliğini almıştık. “Ben bir klinik açıyorum, ortak olur musun?” dedi. Bana da fabrikada çalışmaktan daha cazip geldi. Burada mezoterapi eğitimi ve uygulamaları, refleksoloji eğitimi ve uygulamaları yapmaya başladım. Ayrıca aromaterapi ve fitoterapi yapmaya başladık. Şu anda Türkiye’de yeni yeni bazı şeyler popülerse, o dönemde de İngiltere’de bunlar çok popülerdi. Herkes fitoterapi ve fitoterapötikler yani bitkilerle tedavi bitkilerle faydalanmak istiyordu. Tabii bu 20 yıl önce oluyor. Demek ki Türkiye’nin önünde bir 20 yılı daha var bu alanda.

Orada farmasötik teknoloji kimliğimden, teknolog kimliğinden çok faydalandık. Çünkü ürün analizi, ürünün kaliteli olması ve doğru ürün kullanılması çok çok önemli. Fitoterapide, aromaterapide, bitkilerle olan terapilerde, mezoterapide de deri altına, meyve asitleri enjekte ediyorduk. Bütün bunları birleştirince de bu yolculuk burada başlamış oldu. Türkiye’ye geldiğimde aynı şeyi burada da yapmak istedim. Fakat burada doğru ürünü bulmak çok zordu. Ben de kendi yağlarımı, kendi markamı yaratmak zorunda kaldım.

Uçucu yağlardan ve faydalarından bahseder misiniz?

Aromaterapide, adı üstünde aromalı yani kokulu yağlardan bahsediyoruz. Fakat bunlara “kokulu yağlar” demiyoruz da “uçucu yağlar” diyoruz. Çünkü bu yağlar, uçucudur. Örneğin; nane veya lavanta yağını açtığınızda, çok küçük, partikül boyutlu oldukları için havayla birleştiklerinde, gaz haline dönüşüyorlar. Gaz haline dönüşünce de koku yayıyorlar. Biz de bu açığa çıkan kokuyu alıyoruz. Bunlara “uçucu yağlar” diyoruz. İngilizcesi de “essential oils”. Formüllerimizi onlarla hazırlıyoruz. Terapiyi kokuyla yapıyoruz. Beynimizde limbik sistem dediğimiz duygu merkezi var. Bu duygu merkezinde duygu durumlarımı oluşuyor. Doğru koku molekülü ile
limbik sistemdeki hipotalamus ve hipofiz bezini uyararak- koku soğancığı limbik sistemin hemen önünde- doğru nörotransmitterlerin salgılanmasını sağlayıp kişinin duygu durumuna pozitif yönde etki sağlanabiliyor. Bu yüzden uçucu yağlar çok önemli. Aromaterapinin önemli bir kısmı uçucu yağlardan oluşuyor ama bazen cilde de sürmek istiyoruz, bu uçucu yağları. O zaman onları sabit yağ dediğimiz tohum yağıyla birleştiriyoruz. Örneğin Hindistan cevizi yağı bir tohum yağıdır ve bu yağa; sabit yağ diyoruz. Sabit yağlar uçucu yağlarla karıştığında artık o uçucu yağ uçamıyor ve biz onu cildimize sürdüğümüzde fayda sağlayabiliyoruz. Sabit yağ ile karıştırmadığımızda da uçucu yağ uçabiliyor ve bu sefer de koku olarak faydalanabiliyoruz. Her iki şekilde de kullanılabilir.

Peki, Art de Huile markası nasıl doğdu? Marka adı çok yaratıcı, hikayesini dinlemek isteriz.

Biz, eczacılıkta hep Latince terimler kullanıyoruz. Formül yaparken de bu böyle. “Huile d’olive”, Latince “zeytinyağı” demek. “Huile” yağ anlamına geliyor. Art de Huile; yağın sanatı demek ama baktığınızda Hülya’nın sanatı gibi de oluyor.

Ben eczacıların aynı zamanda sanatçı olduğunu da düşünüyorum. En azından sanat gibi yapıldığında çok daha kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bizim atalarımız, bizden önceki nesil de bu işi sanat gibi yapıyormuş. Bu yağlarla yaptığımız karışımlar da sanatçının sanatı olarak karşılığını buldu. O anlamda çok da sevildi isim. Benim ismimi de andırıyor.

Peki, Aromaterapi nedir?

Aslında az önce epey izah ettim. Uçucu yağlarla uçabilen, kokulu olan bitkinin yaprağından, çiçeğinden, kökünden, kabuğundan elde edilen şeyleri su buharında distile ediyoruz, damıtıyoruz. Bu damıtma sonucu ortaya kokulu yağlar çıkıyor. Çok çok az çıkıyor. Mesela 4 ton gülden 1 kilo, 1.5 ton lavantadan 1 kilo yağ ancak çıkıyor. Miktar olarak çok az ama çok yoğun.
Lavantaları topluyoruz, topladığımız lavantaları damıtma kazanına koyuyoruz. Buna distilasyon kazanı da imbik de deniyor. Bu imbiklerde üzerine su buharı, su ve buhar veriyoruz, ısı ve su veriyoruz. Belli bir atmosfer basıncına geldiğinde de o gaz haline geçiyor. Bitkinin içindeki uçucu molekülleri, spiral bir borudan dökülürken, maddenin uçmaması için o spiralin üstüne dışarıdan soğuk su pompalanıyor. Soğuk suyla buluşunca buhar tekrar yoğuşuyor, yoğuşma oluyor, kondsensasyon. Bu sefer tekrar sıvı hale dönüşüyor ve bir tarafa yağ bir tarafa su akıyor. O suya hidrolat diyoruz. Bu tarafa gelen o kokulu çok az olan yağa da uçucu yağ diyoruz. Tonlarca bitkinin çiçeğinden, gövdesinden, bir ton naneden bir kilo yağ çıkıyor, onun için ucuz olması da imkansız. Bu koku çok kıymetli; çok yoğun molekülleri var. Çünkü orada 4 ton gül var, 1 ton nane var. Onun içinden damla damla alıp formüllerimizde damlalarla kullanıyoruz.

Eczacılıktan aromaterapiye nasıl geçtiniz?

Aslında geçmedim çünkü eczacılığın içinde
biz farmasötik botanik ve farmakognozi okuyoruz. Farmakognozi bitkiden gelen molekülleri dozlamak, farmasötik botanikle bitkinin neresini kullanacağız, bitkinin yaprağından mı, çiçeğinden mi, yağından mı, ekstratından mı elde ediyoruz bunu öğreniyoruz. Yani tam da okuduğumuz şeyi yapıyoruz aromaterapide. Sadece bize bu unutturuldu. Bugüne kadar raftan al, sat yaptırımları geldi. “Başka bir şey yapamazsınız” dendi. Bizden önceki eczacılarımız tam da benim yaptığım gibi yapıyordu. Hiç çıkmadım eczacılıktan, tam da eczacılık yapıyorum şu an.

Olmazsa olmaz yağlarınızı ve karışımlarınızı bizimle paylaşır mısınız?
Evet, özellikle bizim akne karışımlarında palmarosa gibi yağlarımız var. Palmarosa olmazsa olmaz yağım benim. Nioli Kadınlarda çok hızlı sonuç aldığım, ilaçla hiçbir şekilde sonuç alamadığımız vajinal sistit, mantar ve idrar yolu enfeksiyonlarında olmazsa olmaz yağlarımızdan. Limon yağı, hiç düşünemiyorum olmasa ne yapardık diye. Limonun kabuğundan elde edilen yağlardan biri. Çok ciddi antitümoral etkinlikleri çalışılıyor, bilimsel makaleleri çok fazla. Vücudu her anlamda çok iyi koruyor. Lavanta yağı, yanık için önleyici olarak kullanılıyor. Yanık, ilk olduğunda ilk yardım olarak kullandığımızda yanık bül olmuyor ve ilerlemiyor.

Karışımlarınız bebeklerde de kullanılabilir mi?

Şimdi karışımların bebek formülleri de var. Her karışım herkese kullanılamıyor. Çünkü doz önemli. Bebekte 5 damla koyuyorsak 2-3 yaş çocukta 8 damla koyuyoruz. O yüzden ben eğitimleri eczacı ve hekim dışında kimseye vermiyorum. Çünkü bebek için de dozlayabiliriz, yetişkin için de. Mesela gaz sancısında clary sage’i (misk adaçayı) 5 damlaya kadar çıkabiliyoruz ama başka bir sıkıntıda nane yağını tek damla yine sabit yağlarla karıştırarak kullanıyoruz. Doz hep çok önemli. Her yağda eşit değil dozu. Bebeklerde de dozlama çok önemli, doğru dozda yapmak çok önemli.

Arındırarak temizlemek nedir?

Örneğin bir yıkama ürünü kullanıyoruz. Yıkama ürününün içinde paraben var, sülfatlar var, silikon var. Bütün bunlarla yüzümüzü, vücudumuzu yıkıyoruz. Diyoruz ki temizlendik. Halbuki onun içindeki o toksik kimyasallar her yıkamada saçımızda, cildimizde birikiyorlar ve bu birikimler bizde kalıcı bir şekilde nörotoksisite yapıyorlar. Özellikle parabeni biliyorsunuz. Aslında bunlar bizi temizlemiyor, bir sonraki nesle epigenetik olarak hastalık aktarmamızı sağlıyor. Çünkü bütün nöronlarımızın yapısını, şeklini bozuyorlar. Halbuki biz aromaterapi ile hem bunu yapmadan hem de gerçek anlamda temizleyebilmek için biz yağlardan faydalanıyoruz. Hindistan cevizi çok iyi temizleyici özelliği olan yağlardandır. Sülfatlar kullanmıyoruz. Aynı zamanda uçucu yağlarla yapıyoruz karışımları. Kokladığınızda limbik sistem duygularınız da düzeliyor. Hem duygularınız hem toksik hiçbir şey biriktirmemeniz ve bilakis toksik maddeleri vücuttan atmanızı sağlayan temizlemelere biz arındırarak temizleme diyoruz.
Arınmak için; 1- daha fazla toksik madde koymamamız lazım. 2- arınmak sadece fiziksel bir şey değil, duygusal da bir şeydir aynı zamanda. Duygular kirliyse insan iyileşemiyor.

Örnek verebilir misiniz?
Mesela biz ylang ylang yağını “ilk gece sendromunda” kullanıyoruz ama aynı yağı ylang ylang yıkamalarımızda da kullanıyoruz. Bir kişinin fobisi varsa ona mutlaka ylang ylang yağı öneriyoruz. Diyoruz ki; yıkamamızı da mutlaka ylang ylang şampuanıyla yapın. Çünkü o biriktirdiğiniz toksik maddeler siz de blokaj yapıyor. Onları temizleyin, arının. Bir de ylang ylangı koklayın ki içindeki doğru esterler, sizdeki önyargıları, fobileri, amigdala dediğimiz ilkel beyindeki korkuları, travmaları temizlesin. Bu şekilde arınmış olacaksınız.

Korkularımız bizi yönlendiriyor. Bu korkular, fobilere ve sosyal fobiye neden oluyor. Ylang ylang bu anlamda çok faydalı oluyor ama daha faydalı olması için yıkanmayı da öneriyoruz. Mesela çok stresli bir günden geldik, her tarafımız ağır metal, toksik birikmiş. Vetivert ile yıkanması şart. Çünkü ağır metal şelasyonu yapıyor. Küveti doldurup suya vetivert damlatıp içine girdiğimizde ya da vetivert yıkama jeli ile duş aldığımızda vetivert seviyesinde bütün o dışardan aldığımız, toksik ağır metallerden arınmış oluyoruz. Vetivertin öbür adı da “Huzur Yağı” dır ve biz vetivert-lavantayı uyku problemlerinde de kullanırız.

Buna “arınmak” diyoruz yani sadece yıkanmak değil, arınmak. Psikolojimiz iyileşmezse nörolojimiz de iyileşmiyor. Nörolojimiz iyileşmediğinde de immolojimiz asla ve asla sağlam olmuyor. Bunun bir adı da var artık: Psiko-nöro-immoloji deniliyor. Önceden ruh-zihin-beden temizliği deniyordu. Aromaterapi aslında psiko-nöro-immolojinin olmazsa olmazı. Psikolojiniz iyi değilse iyileşemiyorsunuz.

Bu konuda eğitimler de düzenliyorsunuz. Biraz da bu yönünüzden bahseder misiniz?

Eğitimlerimizi Medipol Üniversitesi’nde yapıyoruz. Onun haricinde daha kısa, üç günlük, iki günlük eğitimler gibi özel eğitimler de yapıyoruz. Medipol Üniversitesi’ndeki sertifikalı bir eğitim programı. Başka hocalarımız da oluyor ama derslerin büyük çoğunluğunu ben veriyorum. Ayrıca Medipol Üniversitesi’nde doktorlara verilen fitoterapi eğitiminde de aromaterapi derslerini ben veriyorum. Üniversite bünyesinde yapıyoruz eğitimleri ki bunu çok önemsiyorum. Bir üniversite bünyesindeki ilk aromaterapi eğitimini ben başlattım ve çok rağbet gördü. Şimdi bizden sonra başka aromaterapi eğitimleri de başladı. Bu anlamda da öncü olduğum için çok seviniyorum çünkü bu konunun Üniversite’lere girmesini çok istiyordum çünkü biz Eczacılık Fakültelerinde fitoterapi olarak aldık. Aromaterapiyi bir-iki gün aldık. Yetmesi mümkün değildi.

Bayilik vermeyi düşünüyor musunuz?

2 binin üzerinde eczanede yağlarımız var. Her ilde var. Anadolu’daki eczacılar daha da ilgili. Ben davet edildiğim her ile, her eczacı odasına gidiyorum. Meslektaşlarıma anlattığımda ilgilenenler oluyor ve çalışmak istiyorlar. O kadar başarılı, o kadar güzel eczacılar çıkıyor ki ağlamak istiyorum. Yaralarda, yanıklarda her şey yapıldığı halde yıllarca geçmeyen izler aromaterapiyle bir hafta, on günde iyileştiği oluyor. O eczacımızın tabii orada ünü arttı. Şu an çok popüler eczacılarım var Anadolu’da.

Size ve ürünlerinize nasıl ve nerelerden ulaşabiliriz?

Ürünlerimiz sadece eczanelerde satılıyor, bayii eczanelerimiz… Web Sitemizde de bayi eczanelerimizi duyuruyoruz. İnstagram’dan da yayınlar yapıyoruz.

Aromaterapi ürünleri eczanelerde sıklıkla yer almaya başladı mı? Bayii sayınız artıyor mu?

Biz henüz bir buçuk yıllık bir oluşumuz ve iki binden fazla bayimiz var. Çok talep görüyoruz. Müşteri talebiyle bize ulaşan çok eczane oldu.

Fransa’da yapılan bir kalite kongresinde altın kategorisinde dünyada toplam kalite ve inovasyon ödülünü aldınız. Bu ödülden de bahseder misiniz.

Evet, bu ödülü alacağımız zaman Türk Ticaret Odası’ndan bizi sorguladılar. TTO’dan bize ulaştılar ve sizi soruyorlar siz kimsiniz dediler.

Bu ödül özellikle doğru yağlar ve doğru hammaddeyi doğru formülasyonla kullandığımız için bize verildi. Hiç olmayan bir şeyi yarattığım için bana verildi. İnovasyon ödülü bu. Tabii çok gurur duyuyor insan.
TTO da bizimle böylece tanışmış oldu. Belki onlar da girişimcilik alanında bir ödül verirler.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Son olarak şunun altını çizmek istiyorum; her yağ, aynı değil. Aktif bileşenlerine göre değişiyor. Hiçbir yağ başka bir yağın jeneriği değil ve alternatifi de değil. Her yağa göre farklı formül yapılabilir. Mesela benimki daha ekonomiktir, 10 damla koymak gerekir. Sizin yağınız daha pahalıdır, içindeki aktif bileşen oranı daha yüksektir, sizinkinden bir damla yeter. Bu yüzden hiçbir yağ başka bir yağın jeneriği değildir. Uygun fiyat olması da içindeki aktif bileşen oranının az olması ya da istenmeyen aktif bileşen olmasına bağlı. Çok yüksek keton içeren yağlar ucuz oluyor. Ama o ketonu ayrıştırmak için fraksiyonlu distilasyon yani aşamalı damıtma yapan firmanın yağı pahalı oluyor. Türkiye’de ne yazık ki üretici bütün farklı kaliteleri karıştırıyor ve ortaya karmakarışık bir şey çıkıyor. Halbuki şunun oturması lazım: Tıbbi alıcı farklı, kozmetik alıcı farklı olmalı. Şimdiye kadar bu ayrışamadı. Bunu yapmaya çalışıyorum. Üreticiden de böyle istiyorum. “Getirin analiz edelim.” Ediyoruz ve diyoruz ki “Biz sizin ürününüzü tıbbi yağ olarak kullanamayız.” O zaman da tıbbi olanı yurt dışında getirtmek durumunda kalıyoruz. Ben Türk üreticisini de destekliyorum.

O zaman aktarlardaki yağları kesinlikle tercih etmemeliyiz…

Yani o fiyata olamaz ki… Eczanelerde de olabiliyor. Ama eczacının görevi ucuz olanın sağlığa zararlı olduğunu anlatması olmalı. Ucuz yağları ya parafinle yapıyorlar ya da keton var. Bu sizin çocuğunuza alerji yapar. Hele ki cilt rahatsızlığı varsa alerjisi varsa bunu kullanmamamız lazım. Bizim eczacılığımız, aktardan farkımız da işte burada başlıyor.