Ana sayfa Manşet Sindirim sistemimizin en büyük destekçisi probiyortikler

Sindirim sistemimizin en büyük destekçisi probiyortikler

15
0
PAYLAŞ

Probiyotik kullanımının bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ifade eden Probiyotik ve Prebiyotik Derneği Başkanı Prof. Dr. Tarkan Karakan ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

“Bir kişi yılda 7 defa soğuk algınlığıyla karşılaşırken probiyotik kullananlarda bu oran 2-3’e düşüyor. Mevsim geçişlerinde daha da artan salgın hastalıklara karşı kalkan oluşturan probiyotikler, ishalin önlenmesi ve tedavisinde de çok büyük bir fayda sağlıyor. Bu yüzden günümüzde çok kolaylıkla erişim sağlanan, etkisi kanıtlanmış tablet, kapsül ve sıvı formları da bulunan probiyotikleri düzenli olarak kullanmakta fayda var” diyen ve bağırsak sisteminde doğal dengenin korunmasına ve yenilemesine yardımcı olmanın yanı sıra probiyotiklerin çok farklı faydaları da olduğunu da ifade eden Probiyotik ve Prebiyotik Derneği Başkanı Prof.Dr. Tarkan Karakan’a probiyotikler hakkında merak edilenleri sorduk.

Son zamanlarda sıkça duyma başladığımız “bağırsaklarımız ikinci beynimiz” sözlerinin ne ifade ettiğini bizlere kısaca anlatabilir misiniz?

Bağırsaklarımızda yaşayan mikroorganizmalar birçok hormon benzeri madde sentezlemektedir. Seratonin gibi maddeler kan-beyin bariyerini aşarak etki edebilmektedir. Bunun dışında vagus siniri aracılığıyla (vücudumuzda bağırsaklardan beyne kadar uzanan tek sinir) değişiklik oluşmaktadır. Sonuçta bağırsaklarda zararlı sayılabilecek bazı bakterilerin artması ruhsal durum, öğrenme ve hafıza gibi işlevleri etkilemektedir. Çocukluk döneminde dikkat eksikliği (otizm ve benzeri) ileri yaşlarda Alzheimer, Parkinson hastalığını tetikleyebilmektedir. Yine orta yaşlarda multipl skleroz ile ilişkili bulunmuştur. Yediklerimiz bağırsak bakterilerimiz için olumlu ise bu ruhsal ve beyinsel işlevlerimizi de etkiler.

Bağırsaklarımızda sindirime yardımcı olan yararlı bakterilerin önemi nedir? Yokluğu ya da azlığı ne gibi sağlık sorunlarına neden olur?

Aslında bir dengeden söz etmek mümkün. Yani bizim için sağlıklı olan bakterilerin bir bileşimi. Bu kompozisyon bozulduğu zaman buna tıp dilinde “Disbiyozis” yani bağırsak florasının bozulması denilmekte. Bugün birçok hastalığa disbiyozisin eşlik ettiğini bilmekteyiz. Örneğin; irritabl bağırsak sendromu, iltihaplı barsak hastalıkları (ülseratif kolit ve Crohn), kolon kanseri, metabolik hastalıklar; obezite, diyabet, yağlı karaciğer hastalığı. Sindirim sistemi dışında romatizmal hastalıklar, kronik yorgunluk sendromu, otoimmün hastalıklar (SLE gibi), alerjik hastalıklar ve daha birçok hastalık sayılabilir.

Mikrobiyota nedir?

Bağırsaklarımızda trilyonlarca mikro organizma yaşamaktadır. Özellikle kalın bağırsaklarımızda sayı oldukça yüksek rakamlara ulaşır. Hatta kalın bağırsağın sonuna doğru 1012 koloni oluşturan üniteye ulaşır yani bu da 1 trilyon tane bakteri demektir. Bakterilerin toplam yüzey alanı tenis kortu büyüklüğündedir. İnsandaki gen sayısı 35 bin iken bağırsak bakteri gen sayısı 2 milyonun üzerindedir.  Toplam bağırsaklarımızdaki bakteri sayısı ise 1015dir. Vücudumuzdaki toplam hücre sayısı ise 1014 yani onda biridir. Bu durumda çok ilginç bir sonuç ortaya çıkıyor. Bir insana baktığımız zaman o kişinin sadece onda biri insan, onda dokuzu ise bakteridir. Bu kadar büyük bir canlı varlığının vücudumuzda sağlık ve hastalığa etkileri ihmal edilmiş, daha doğrusu son 10 yıla kadar teknik yetersizlik nedeniyle çalışılamamıştır. Bazı bilim adamları bağırsak mikrobiyotasını “sanal organ” veya “unutulmuş organ” olarak isimlendiriyor. Mikrobiyota ile bağışıklık sistemi yakın ilişki içindedir. Bu yüzden mikrobiyota çok önemli. Çünkü bağışıklık sistemine yön verir.

Dışkı mikrobiyota testini kimler yaptırmalıdır?

Bu test günümüzde henüz yaygınlaşmadı. Ancak bazı hastalarda ücretli olarak yapılabilmektedir. Özellikle ağır irritabl barsak şikayetleri olanlar, antibiyotik kullanımı sonrası geçmeyen ishaller, uzun süren alerjiler, kaygı bozukluğu, panik atak gibi şikayetler bağırsak sorunlarıyla birlikte ise ve tedavilere pek yanıt alınamıyorsa tercih edilebilir. Gelen sonucun değerlendirilmesi ne yazık ki basit değil. Bu konuda uzman olan bir klinisyen tarafından hastanın şikayetleriyle ilişkilendirilerek yorum yapmak gerekir. Yani test kişiye özeldir. Yorumla gelen raporların yorum kısmı pek işe yaramaz çünkü hastayı bilmeniz lazım. Ancak şunu da ifade etmek gerekir ki henüz bu testlerin hastaya katkısı kesinleşmiş değildir.

Bu bakteriler ve obezite ilişkisi nedir?

Aslında vücut ağırlığımızı bağırsak bakteri kompozisyonu belirliyor. İnsanlarda 3 tip barsak bakteri tipi bulunuyor (Enterotip 1, 2 ve 3). Enterotip 1-hayvansal yağlı gıdalar, Enterotip 2-karbonhidrat ağırlıklı beslenme, Enterotip 3 ise diğer karışık beslenme alışkanlıkları ile ilişkilendirilmiştir. Hayvan çalışmalarında obez fareden dışkı nakli yapılarak bakteriler zayıf fareye aktarıldığında aynı kaloriyi almasına rağmen şişmanladığı görülmüştür. Ama bunun tersi ispatlanmamıştır. Yine obezite cerrahisi olan hastalarda bağırsak bakteri yapısının hemen değiştiği ve bu hastalarda kilo kaybının önemli bir nedeni olduğu saptanmıştır. Araştırmacılar obezite cerrahisi sonrası bağırsaklarda oluşan bu bakterileri sentetik olarak üreterek, ameliyatsız zayıflama üzerinde çalışmaktadır. Yediklerimiz bakteriler tarafından da parçalanır ve enerjiye dönüşür. Bakteri yapısına göre bir dilim ekmek 70 kalori iken, bazı insanlarda 50 kalori bazılarında ise 100 kalori enerji sağlayabilir. Bu kişinin bağırsak bakterilerinin besinlerden ne kadar enerji ürettikleri ile ilgilidir. Bu nedenle düşük kalorili diyet yapan iki insandan bakterileri daha az enerji üretenler daha kolay kilo verecektir.

Probiyotikler ve prebiyotikler hangi besinlerde bulunurlar?

Probiyotikler Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre konakçıya yeterli miktarda verildiğinde sağlık yönünden yarar sağlayan mikroorganizmalardır. Bunların mide asidine ve safraya dirençli olması, klinik çalışmalarla faydasının kanıtlanması ve güvenli olduklarının gösterilmesi gerekir. Evet, özellikle Anadolu’da fermente gıdalar çok yaygın. Başta yoğurt olmak üzere, turşu, şalgam, boza, sirke bunlarda probiyotik bakteriler yer almaktadır. Ancak içindeki miktarlar ve hangi bakterilerin olduğu kesin olarak bilinmediğinden, ayrıca mide asidinden ne kadarının geçtiğini bilmediğimiz için hastalıklarda tedavi amacıyla değil de sağlıklı beslenmenin bir parçası olarak tavsiye ediyoruz.

Takviyeler konusunda neler söylemek istersiniz?

Probiyotik takviyeler, yani eczanede satılan ürünler ishal başta olmak üzere, antibiyotik kullanımı sırasında ve sonrasında, sağlıksız beslenme, sık seyahat, hastalıkların iyileşme dönemlerinde kullanılabilir. Diğer durumlar için doktor önerisine ihtiyaç vardır.

Özellikle pediatristler antibiyotik kullanımı süresinde probiyotik takviyesi de önermektedirler. Bu doğru bir yöntem midir?

Kesinlikle kullanılmalıdır. Bu toplum sağlığı için de çok önemli. Çünkü antibiyotik kullanımı erişkin yaşta obezite ve inflamatuvar bağırsak hastalığı için risk faktörü.

Ayrıca D vitamini, omega-3 ve B12 vitaminlerinin bağırsaklar ilişkisi nedir?

Özellikle omega-3 yağ asitlerinin probiyotik gibi davranarak bağırsakta faydalı bakterileri artırdığı gösterildi. Benim tavsiyem şiddetli durumlarda ikisinin birlikte alınması

Son olarak bağırsak sağlığımız için ne gibi önerilerde bulunmak istersiniz?

Özet olarak belirtmem gerekirse; antibiyotik zorunlu olmadıkça kullanılmamalı, zorunluysa probiyotikle birlikte alınmalı, diyetimizde bol sebze ve fermente ürünler bulunmalı (bu arada tarhana çorbasını unutmayalım), gıda katkı maddesinden uzak durmalıyız.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here