Ana sayfa YAZARLAR Sağlık Eğitmeni Çisem ÇAKIR Çiğ besinler ile sağlıklı bir ömür geçirin

Çiğ besinler ile sağlıklı bir ömür geçirin

2355
0
PAYLAŞ

Dünyada gitgide daha da popüler olmaya başlayan, dünyaca ünlü yıldızlar tarafından da rağbet gören bir diyet var karşımızda: Raw Food. Türkçeye “canlı besinler” olarak çevirebiliriz rahatlıkla. Peki, “Raw Food, nelerden oluşuyor?” derseniz, 40-46 derecenin üstünde herhangi bir işlem görmemiş, mümkünse organik, doğal halinde olan bitkisel besinleri içine alıyor bu diyet. Bütün sebzeler, otlar, meyveler, tahıllar, baklagiller, kuruyemişler, filizler ve deniz bitkileri bu diyetin takipçileri tarafından çok miktarda tüketiliyor. Arı ürünleri dışında bütün hayvansal, kimyasal ürünleri, şeker, un gibi işlenmiş gıdaların bu diyette katı bir şekilde yeri yok.

Çiğ gıdalar enzim, vitamin ve mineraller, yani besin değeri açısından çok zengin oldukları için vücut tarafından tamamen sindirilir, arkalarında atık bırakmazlar.  Alkali seviyeleri de çoğunlukla yüksek olduğu için bu tip bir beslenmenin sağlığa çok ciddi yararları var. Özellikle kronik hastalıklarda, canlı besinlerin vücudu temizleyip dengelemede çok ciddi önemi var. Aslında çiğ beslenme, en iyi alkali diyet biçimidir. Çünkü en alkali besinler yeşillikler ve sebzelerdedir. Bu vesileyle son zamanlarda çok duyduğumuz alkali kavramını da biraz açalım: pH dediğimiz potansiyel hidrojen, sıvılarda kimyasal bir ölçüm biçimidir. 0 ile 7 arası asit, 7 ile 14 arası alkalidir. İnsan vücudu da asit alkali yani pH dengesi üzerine kurulmuştur. Vücuttaki her sıvının farklı pH değerleri vardır. Fakat baktığınızda vücuttaki çoğu sıvının alkali değerde olduğunu görürüz: Kan, lenfatik sıvılar, hücre içi sıvısı gibi. Sağlıklı bir insanın kan pH’ı 7.34-7.45 pH değerinde olmalı, bunun altına düştüğü zaman hastalanırsınız ve yaşam kaliteniz ciddi anlamda düşer. Örneğin kanser hastalarında kan pH’ının 6 olduğu görülmüş. Eğer kanınızın pH değeri 1/10 oranında artarsa, yüzde 300 daha fazla oksijen taşıma kapasitesine sahip olur. Daha fazla oksijen demek, vücudun hastalık barındıramaması, optimum sağlık düzeyine ulaşması demektir.

Pişirme yöntemi sağlığımıza yön veriyor

Ne yazık ki modern dünyamız da ve yaşam tarzımız da her şey bizi daha asidik beslenmeye sevk ediyor. Çevresel toksinler, içtiğimiz sudaki toksinler (içtiğimiz şişe suları düşük pH oranına sahiptir), yiyecekleri pişirdiğimizde oluşan toksinler ve paketlenmiş gıdalar, hepsi asit oluşturucudur. Bunlar da ciddi sağlık problemlerine yol açar.  Her türlü pişirme yöntemi besinlerdeki proteinin yüzde 50’sini yok eder ve aminoasitlerin yapısı bozulur. Vitaminlerin ve minerallerin yüzde 50’si-80’i kaybolur. Daha da önemlisi 45 derecenin üstünde ısı gördüklerinde enzimler tamamen yok olur. Enzimler, vücudumuzda muazzam bir öneme sahiptir. Vücutta gerçekleşen tüm kimyasal reaksiyonların katalizörleridirler. Onlar olmadan hücre bölünmesi, bağışıklık sistemi işlevleri, enerji üretimi veya beyin aktivitesi olmaz. Hiçbir vitamin veya hormon, enzimler olmadan işlevini yerine getiremez. Her canlı besin, onu tamamen parçalamaya, sindirmeye yetecek miktarda enzim içerir. Bunlar pişirildiklerinde yok olduklarından, pişmiş yemek vücudumuzdaki enzim rezervini azaltarak, karaciğer ve pankreası enzim üretmeye zorlar. Bir başka deyişle vücudumuz pişmiş yemeği sindirmek için başka yerlerden enzim çalar. Bu da vücudun gereğinden fazla çalışmasına sebep olur.

Atalarımız da çiğ besleniyordu

Peki, biz hep yemek pişiriyor muyduk? Cevap: Hayır. Ateşi bulmadan önce, belki 10 bin yıldan bile az, insanlar doğa tarafından sağlanan en saf hallerinde taze, çiğ besin yiyorlardı. Bilim insanları, ilk insanların meyve ve sebze ile beslendiğini ve tarih boyunca da anatomilerinin fazla değişmediğini kabul etmiştir. Fizyoloji, anatomi ve içgüdüleri bakımından insanların meyve, sebze, kuruyemiş ve tohumlarla beslenmeye uygun olduğu bilimsel çalışmalarla açıklanmış durumdadır. Bugün dünyadaki varlıklara baktığımızda, sadece insanların yemeklerini pişirdiklerini görürüz. Bizden başka hiçbir canlı yemeklerini pişirmez. Daha da ileriye gidersek, bizden başka hiçbir canlı başka bir hayvanın yumurtasından sütünden yararlanmaz. Bizim de doğaya ait canlılar olduğumuzu düşünürsek, aslında modern yaşamımızda bize sunulan çoğu şey doğamıza aykırıdır. Orman sakini atalarımız, her gün taze meyve, sebze ve bitkilerden yaklaşık 1 g (1000 mg) C vitamini alıyorlardı. Biz ise günümüzde 100 mg almak için uğraşıyoruz!

Gerçek yemeğin tadını unuttuk!

Gerçek şu ki biz gerçek yemeğin tadını, tamamen sağlıklı olmayı, zinde olmayı, yaşam enerjisiyle dolmayı unutmuşuz. Biz yemeği sadece keyif için karın doyurmak için hızlı bir şekilde yemeği öğrenmişiz. Yüksek oranda canlı besinlerle beslenme tarzı, bizi özümüze döndürür. Hücrelerimiz tam anlamıyla doyar, beyin ve vücut dokularımız tam anlamıyla beslendiği için de enerji seviyemiz ciddi anlamda artar, zihnimiz açılır, hormonlarımız düzene girer ve bunun gibi daha birçok olumlu gelişme yaşarız. Bu beslenme tarzına sahip insanların daha çok enerjiye sahip, ciltleri ve genel sağlıkları çok iyi, zihinleri daha açık, depresyon ve anksiyete gibi ruhsal problemlerden arınmış, vücutlarıyla daha bütün oldukları, gün geçtikçe daha fazla insan ve özellikle doktorlar tarafından deneyimlenip kabul görüyor. Canlı besinler çok daha iyi sindirildikleri ve elimine edildikleri için kilo kaybı için de en ideal beslenme biçimidir. Hayvansal ürün ve pişmiş yemeği çok tüketen bünyelerde bu tip bir beslenme ilk başta alışık olmadıkları için detoks etkisi yaratabilir. Yüzde 100 bu tarz bir beslenme tarzı bizim kültürümüze aykırı olsa da yüksek oranda çiğ besini hayatınıza sokmak, sağlığınıza çok önemli katkıda bulunacaktır.